TANPINAR ve ULYSSES

Ferit Edgü

1960 yılıydı. Tanpınar, Rockefeller bursuyla gelmişti Paris’e. Gelir gelmez de hemen “Montparnasse Türkleri”ni bulmak için Cafe Select’e uğramıştı. Resim sanatını, ressamları çok severdi. (Benim kuşağımdan önce, resim sanatı üzerine en çok yazan şair, yazar odur.) Select’in “müdavimleri” arasında yerli yabancı, ünlü ünsüz, sayısız ressam vardı: Bizimkilerden, Selim (Turan), Hakkı (Anlı), Mübin (Orhon), Remzi (Raşa), İhsan (Surdum); arada bir uğrayan Leopold Levy, Abidin, Bitran, Adnan (Çöker), Bayram (Küçük), Oktay (Anday).

Amerikalı Sam Francis motorlu bisikletiyle gelirdi; Katolik olduktan sonra, kendisine ad olarak Leonardo’yu seçme alçakgönüllülüğünü gösteren Fujita, küçük köpeğiyle; Beckett, sessizliğiyle, yontucu Cesar, yalpasıyla Giacometti, önümüzden geçer ama uğramazdı Select’e. Onun kahveleri, karşı kaldırımdaki Döme ve Coupole’dü. Sartre da öyle. Ama Adamov oldukça sık gelirdi. lonesco arada bir.

Tanpınar, şiirden çok resimle ilgili gibiydi. O sıralar, Select’in tek Türk yaza­rı ben olduğum için, (Hayır, Güner Sümer de vardı) arada bir benimle şiirden söz ettiği olurdu. Özellikle kendi şiirinden.

O sıralar, Hüsamettin Bozok, onun ilk ve son şiir kitabını basıma hazırla­maktaydı. Tanpınar, her gün (gecelerin dışında) korkulu düşler görüyordu. Tan­rı göstermesin, bir dizede bir dizgi yanlışı olursa!

Kendisine, bunca yıl beklediğini, bir yıl daha bekleyebileceğini, kitabını Tür­kiye’ye döndüğünde yayımlayabileceğimi söylediğimde, bu “buluşma”ya çok se­vinmişti.

Sonraları, niçin bilmem, şiirden, öyküden, romandan hiç konuşmaz olduk. Ola ki, aynı telden çalmadığımız için. Ama sergilerden, ender de olsa film ve oyunlardan söz ettiğimiz oluyordu.

Ama bir gün, zorunlu olarak, kendisiyle bir roman üzerine özel bir konuş­ma yapmam gerekti: Altı ay kadar önce kendisine ödünç verdiğim Ulysses’i ge­ri istediğimde, Mübin (Orhon), kitabımı Ahmet Hamdi Bey’e verdiğini söyle­mişti. Ertesi günü, doğal olarak kitabımı Ahmet Hamdi Bey’den istedim. “Altı çizilmiş satırlardan ve derkenardaki notlardan kitabın size ait olduğunu anla­mıştım” dedi. “Ama lütfen, onu benden almayın. Çünkü ben, her gece Ulysses’ten bir sayfa okumadan uyuyamam.”

Doğrusu, o gün, Joyce ile Tanpınar’ın roman dünyası arasında bir ilişki ku­ramamıştım. Bugün de kuramıyorum. Söylemem gerekli mi, ben, öğrenci büt­çem için hayli ağır gelen bir harcama yaparak (henüz cep kitabı olarak yayım­lanmamıştı) kendime bir yeni Ulysses aldım. Ve derkenarına bugüne değin hiç not düşmedim, hiçbir satırının da altını çizmedim.

Benim ilk Ulysses‘im, Ahmet Hamdi’nin ölümünden sonra kimin eline geçti bilmiyorum. Ama Ulysses’i, ondan birkaç sayfa okumadan uyuyamayan birine, ben değil, mıhsıçtı Joyce bile helal ederdi.

(Kitap-lık, sayı 40, Mart-Nisan 2000, Ahmet Hamdi Tanpınar özel bölümü, s. IV)