KARA ATLAR

Oktay Akbal

Son yolculuğunun kara atları ergeç gelecek. İstesen de istemesen de Kurtuluş yok. Bunu en iyi bilenler, şairler elbet. Yıllarca önceden görürler duyarlar, yaşarlar ölümü. Ölüm onları kandıramaz, ölüm onları gafil avlayamaz. Gerçek bir şairi ermişe yaklaştıran bu derin duyarlıktır. Görmeden, duymadan, yaşamadan nice konuları görülmüş, duyulmuş, yaşanmış kılan, hatta başkalarına gördüren, duyduran, yaşattıran bu üstün güçleridir.

Kara atlar gelir, götürür onları, şaşıp kalan sadece bizlerizdir. O atları ne gören, ne de duyan bizler! Atlara binerek uçup gidenlerin ardından iç dökmek gelir sadece elimizden. Gereksiz sözler yazmak. Kendimizi avutmak için şairin geçici yönleri üzerinde konuşmak. İşte böyle yapardı, böyle derdi diye yazmak.

Tanpınar’ı kara atlar aldı götürdü. Artık Ahmet Hamdi Tanpınar yaşamıyor aramızda. Gözlerini kapattığı andan sonra o bir anı sadece. Sesi, gülüşü, yürüyüşü günler geçtikçe silinecek, unutulacak. Aramızda yaşamış bir kişi olarak zamanın sonsuzluğunda yok olmak. Şair de herkes gibi bir insan ölüm karşısında. Geçmiş çağlardaki şairlerin yüzlerini kim hatırlıyor? Yüzler, gözler değil hatırlanan. Unutulmayan şairlerin anlamlarıdır, bizlere bıraktığı bildirilerdir. Tanpınar’ın anlamı şiirleriyle, öyküleriyle, romanlarıyla kalacak, yaşayacak…

“Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında
Yekpâre geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında”

Parçalanmaz o bir tek geniş an birden milyonlarca parçaya bölünüveriyor. İnsan kendini zamanın büsbütün dışında, ötesinde buluveriyor. Akış kopmuştur, soluk alan, yürüyen, konuşan kişi bir gölge gibi silinivermiştir.

Tanpınar’ın ölümü şiirseverleri çok üzecek. Nedense şairlerin ölümü başka ölümlerden daha acı oluyor. Onu olanca derinliğiyle duyuyoruz. Hepimiz bir şeyler yitirmiş gibi güçsüzleşiyoruz.

“Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim”

diyen bir insanın durup dururken o sarmaşık dünyadan kopmasına inanmak zor. Buna kendimizi alıştırmak ise daha da zor.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın tek şiir kitabını karıştırıyorum. Hepsi bildik mısralar. Çoğu ezberimde. Dilime bir mısra takılıyor: “Bendedir korkusu biten şeylerin”. Şairin ölümünü duyduğumdan beri tekrarlıyorum. Biten şeyler, başlayan şeyler, başlamadan biten şeyler, bitmeden başlayamayan şeyler, hepsi hepsi karmakarışık. Daha yaşarken biten şeylerin korkusunu duyan şairin ne demek istediğini tam olarak anlamak istiyorum. Anlıyorum, anlayamıyorum. Düşüncelerden düşlere geçiyorum durmaksızın.

Bir gerçek var karşımızda: Ahmet Hamdi Tanpınar artık yok. Kara atlar onu da götürdü aramızdan. Bekleyen birini, beklemesi gerektiğini bilen birini götürdü. Ana giden sadece onun geçici varlığı. Şiirleri kalıyor arada. Yaşayanların malı olarak.

Bizlerin, hepimizin içine sinmiş olarak. Ergeç bir gün bilecek bir şey için üzülmenin bir anlamı var mı? Yok, olmamalı. Şair bunu yıllar önce görmüş, sezmiş.

“Beklersin köşende sessiz ve yorgun
Siyah atlarını son yolculuğun”

 

(Vatan, 25 Ocak 1962)